Hürriyet

5 Mayıs 2011 Perşembe

"O Tabak Bitecek"

Bu videoya çoook güldüm izlemediyseniz mutlaka izleyin :D:D

Safiş'im şimdi cennette




Hep güzel şeylerden bahsediyordum burada. Gittiğim gezdiğim yerler olsun yemekler, konserler, sergiler, müzeler... Maalesef bu sefer istemeyerek ve çok üzgün yazıyorum bu yazıyı. Bu hafta başında, son bir kaç senesini Bodrum'da geçirmekte olan köpeğimin, Safişimin, ölüm haberini aldım. Dünyadaki nadir hayvanlardandı, gerçek adı Safiye'ydi ama Safiş diye seslenirdik. Komik ve sempatik bir adı vardı hem de bir köpeğe göre:)  7-8 yaşlarındaydım bizim eve geldiğinde. Babanem onu Bodrum'dayken almış 1 sene bakıp bize yollamıştı. Zekeriyaköy'deki evimizin karşısındaki köylülerin bahçesinden tavuk çalardı küçükken. En sevdiği şeydi sanırım tavuk yemek :) Ben onu gezdirirken küçücüktüm ve zaten olduğumdan daha da küçük gösterdiğiim için çok komik bir görüntü oluştururduk çünkü Safiko bir kangaldı ve benden çok çok büyüktü. Ama her söylediğimi anlardı, bazen insanlardan daha iyi hem de... O ne olursa olsun dinlerdi beni, herkesi. Ben bisiklete binmeye çıkardım, hiç bir zaman tam yanımdan gelmezdi ama hep korurdu beni bir kaç metre uzağımdan. Başka köpekler veya görüntüsünü beğenmediği insanlar yaklaştığında yanıma hemen gelrdi ve belli ederdi varlığını. Bizi görenler kim kimi gezdiriyor belli değil derdi ama tasma takmayı hiç sevmediği halde ben onu tasmayla gezdirdiğim zamanlarda bile hiç çekmezdi tasmasından. Hiç bir gün kızmadık ona. Git dediğinde giden gel dediğinde gelen gerçekten her şeyi anlayan tanıdığım tek hayvandı. Bana çocukluğumu hatırlatan en güzel hatıralardan o. Arabamızı sesinden tanırdı ve hep karşılardı bizi eve geldiğimizde. Kocamandı ama kendini küçük bir köpek zannedip koltuklarda uyumayı severdi. Bir hata yaptığında da utancını gözlerinden anlayabilirdiniz. O kadar da dürüsttü.. Onu ilk Bodrum'a gönderdiğimizde küsmüştü bize. Ama sonra biraz onla ilgilendiğimizde hemen eski haline dönmüştü. Ve geçen sene bir kaç aylığına geri geldiğinde İstanbul'daki evimize, artık kalbi zar zor yetiyordu o koca vücudunu taşımaya. Akciğerleri su topluyordu bu nedenle de ödem oluşuyordu sürekli. Biz de artık bir apartmanda oturduğumuz için onu Bodrum'a tekrar geri gönderdik. Onu son görüşüm olabileceğinin farkındaydım. Bu yaz da Bodrum'a gitmediğim için gerçekten de öyle oldu. Geçen pazar günü boğazına takılan kemik yüzünden veteriner ona narkoz vererek kemiği çıkartmak istemiş. Ama kalbi verilen narkoza dayanamamış. Melek gibiydi, şimdi gerçekten bir melek Safiş'im. O bir insanın sahip olabileceği en iyi kalpli köpekti belki pet shoptan alınmış çok iyi cins bir köpek değildi ama gözlerindeki sıcaklık hepsininkinden daha gerçekti ve o şimdi cennetten beni izlemeye ve korumaya devam ediyordur umarım. Safiş'im seni çook seviyorum!!!

Cahide Değil Nahide ;)



Geçtiğimiz haftasonu yine ne yapsak diye düşünürken bir grup arkadaşımızın Nahide'ye gideceğini öğrendik. Gitsek miii, gitmesek mii diye karar vermeye çalışırken kendimizi önce Jessy'lerin evinde daha sonra da Nahide'de bulduk. Daha önce hiç gitmemiştim -nedenini bilmiyorum:) - ama gerçekten başarılı bir gece klubü. Aslında müzikleri konusunda çok emin değilim yani eğer Türkçe müzik çalan yerlerden hoşlanmıyorsanız Nahide size hitap etmeyebilir. Piyasa'daki gibi de Türkçe çalmıyor daha çok yeni çıkan şarkıarı çaldı cumartesi akşamı diye hatırlıyorum ama tabii bildiğimiz şarkılardan da çalmayı ihmal etmiyorlar. Ben en çok Show Time kısmını sevdim :) Sahnede yapılan danslar hem ilgi çekiciydi hem de sempatikti. Daha sonra arada bulunan gelin adaylarını geleneksel Nahide kına geceleri için sahneye çıkartıp tepsilerin içindeki kınalarla yapılan kına gecesi dansları ve söylenen şarkılar da oldukça neşeliydi. Sahne şovları sona erdikten bir süre sonra da tam salonun ortasında iki kişilik bir dans gösterisi oldu. Nahide bundan sonra gitmek isteyeceğim yerlerden olur açıkçası ama maalesef - özellikle benim için çok büyük bir problem olan - "sigara dumanı ve sigara kokusu" burada da mevcut. Eve döndüğümde kıyafetlerime sinen sigara kokusu gerçekten çok çok kötüydü hepsini ayrı bir torbaya koyarak kirliye attım açıkcası. Bu gece kluplerindeki sigara yasağına uyulmaması Piyasa'da da vardı ve ilk gittiğimizde şikayet etmiştik telefonla ihbar hattını arayıp ama sonucun değişmediği ortada. Nahide için de aynısını yapmadık ama aslında yapsak tam yeriydi çünkü benim bir ara tam karşımdaki havalandırmadan gelen rüzgarlar ve sigara dumanı yüzünden boğazım yandı ve gözlerim de tabii.
Neyse ama kötü yorumlarımı bir kenara bırakıyorum. Bütün bunların yanı sıra Nahide'de de bloody mary denememek olmazdı:) aslında tam tarifine göre hazırlanmıştı ama sanırım 29'unki daha güzel. Bilemiyorum belki de ona alıştığımdandır. Yine de güzeldi ama daha sulu ve bilmiyorum işte daha bir değişik. Çoğunlukla Tarkan, Ajda Pekkan ve Sinan Akçıl'ın yeni şarkıları çalındı. En son hatırladığım Orhan Gencebay'dan Batsın Bu Dünya'ydı oradan sonra benim için müzik sıfırlandı. Gerçi o şarkılarda eşlik ederek dans ettiğimi hatırlıyorum ama genelde 2-3 tane o tarz şarkıdan sonra ben bayıyorum. Biz Nahide'ye standlı gittik çünkü Maisy'ciğimizin doğum günüydü ama duyduğum kadarıyla yemek daha sonra stand alanlar da çok eğleniyorlar.

size Nahide'den bazı kareler;




Bu da benim çektiğim görüntüler;








Nahide için iletişim bilgileri:

Kadırgalar cad. Maçka Demokrasi Parkı
Maçka-İstanbul
Tel: 0212 219 65 30 / 219 65 31

4 Mayıs 2011 Çarşamba

Give A Little More...





Maroon 5 her zaman en çok sevdiğim ve dinlediğim gruplardan olmuştur. Şimdi de yeni şarkılarını dinlerken paylaşmak istedim. ;)

2 Mayıs 2011 Pazartesi

Köşe Kapmaca!!!


Artık blogumda yazdıklarımla benzer yazılarımla Köşe Kapmaca'da ben de varım! Beni çok mutlu eden bu haberi sizlerle de paylaşmak istedim böylece Köşe Kapmaca sitesinden benim yazılarımı ve oradaki diğer yazıları takip edebilirsiniz. Unutmayın okuyarak vereceğiniz desteğe ihtiyacımız var ;)

Medya ve Sansür


Medya ve sansür kavramları bugünlerde maalesef çok sık bir arada anılmakta. Bugünlerde başta Avrupa'da olmak üzere kısmen de olsa bağımsız bir şekilde çalışabilen bazı basın yayın kuruluşları bulunurken Türkiye'de özgür basından henüz söz edememekteyiz. Geçmişimizden beri sansürlenen bir toplum oluşumuzdan mıdır bilmiyorum ama bu "sansür" ciddi bir şekilde hayatımızı alt üst etmekte.
Öncelikle ülkemizde sansürün boyutunun ciddi bir şekilde sınırı aştığını gözlemliyorum. Bazı birebir yaşadığım örnekler dışında (staj yaptığım dönemlerden bahsediyorum) bir haberi yabancı basından takip ettiğinizde bu farkı açıkça görebiliyorsunuz. Bugünlrde medyamız maalesef hükümetin elinde bir propaganda aletine dönüşmüş durumda ve bu şimdilik pek de kolay değişebileceğe benzemiyor.
Her zaman birinci ve en önemli olarak konumlandırdığım bir madde vardır ki bu da bir medya kuruluşunun patronunun başka bir sektörde yatırımının veya bir şirketinin olmaması. Ama bugün baktığınızda bütün gazete ve kanal sahipleri büyük holdingler de sahibi. Bu böyle olunca medya tabii ki de özgür ve tarafsız olamaz bu nedenle de sansürlenmeye mahkum kalır ve buna baş kaldıramaz.
Bütün bunların yanı sıra ülkemizde (bence) Osmanlı zamanından kalma bir yasakçı ve baskıcı bir zihniyet hüküm sürmekte. O zamanlar mevcut imparatorluk yapısında belki o zamanın algısıyla bu baskıcı yönetim şekli biraz daha olağan karşılanabilirken şimdi, 2011 yılında bu zihniyet oldukça absürd kaçıyor. Herkesin bir çok şeyi internet ve anında öğrenebildiği bu zamanlarda halktan bu kadar bilgi gizlenmeye çalışılması ayrıca toplumun özgür olduğumuz bu çağda haber alma özgürlüklerinin engellenmeye çalışılması çok insanlık dışı bir görüntü yaratmakta.  Bu yasakçı zihniyetin artık çağa ayak uydurup medyayı özgür bırakması gerekmekte. Aslında komik olan ve anlamadığım kısım şu ki, eskiden beri süre gelen bu yasakçı zihniyetle bir yere varılmadığını hala anlayamamış olmaları. (Eğere anladıkları halde buna devam ediyorlarsa vay halimize de..) Bir imparatorlukta, bir ülkede nerede olursa olsun, yasaklarla baskıyla bir olay belirli bir süre gizlenebilir belirli bir süre bastırılabilir. Zaten ülkemizde bunu sadece medya alanında değil içte yaşadığımız etnik problemlerden tutun eğitim sistemine kadar her yerde görmekteyiz. Ama bu ülkeyi yönetenler hala bu şekilde bir yerlere varacağımızı sanıyorlar. Bu düşünceden ne zaman kurtulacaklar bilemem. Tavsiyem şudur ki, Caroline Finkel'in "Osmanlı İmparatorluğu" kitabını ve William McNeill'in "Dünya Tarihi" kitabını okutmuştu tarhi hocamız bize lise 2 ve 3te. Onları bir okusunlar bu dünyada ve bizim topraklarımızda neler yaşanmış iyice bir anlayıp muhakeme etsinler. Çünkü ne de olsa tarih bilgisine sahip olmadıkları açık ve net. Neyse ki çözümü kolay iyi bir tarih bilgisiyle bence bu geri kafalılığı aşabiliriz gibi duruyor.

p.s: Bu aslında MED 180 kodlu medya dersimin ödeviydi ama blogumda yazmamın sebebi bir kaç ay öncesine kadar blogspot'un kapatılması nedeniyle bloguma giremem ve yazı yazamamdı. Ne oldu? Ben DNS ayarlarını değiştirdim ( he zaten artık bloglar açık orası ayrı da) yine herkes bloglara giriş yapmaya devam etti. -> Yani neymiş: Sansür bir işe yaramıyormuş... ;)